Trasta Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim Onursal Başkanı Şükrü Dilaver, Kocaeli Sanayi Odası haziran ayı meclis toplantısında hukuki öngörü olmadan Türkiye’de yatırım yapılmasının çok zor olduğunu söyledi.
Dilaver, 1990’lı yıllarda hâkim olan serbest piyasa ve küreselleşme anlayışının önemli ölçüde değiştiğini, 2020 sonrası pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-Çin rekabeti, yapay zekâ gelişmeleri ve Orta Doğu’daki gerilimlerle dünyanın yeni bir ekonomik düzene evrildiğini belirtti.
Çin’in devlet gücüyle desteklenen piyasa ekonomisi sayesinde küresel üretim ve ihracatta öne çıktığını söyleyen Dilaver, bunun rekabet koşullarını değiştirdiğini kaydetti.
Küresel büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edildiğine dikkat çeken Dilaver, yıl başında yüzde 3,3 olan küresel büyüme beklentisinin yüzde 3,1’e gerilediğini ve gelişmiş ülkelerde büyümenin yüzde 1,1 seviyelerinde beklendiğini bildirdi.
Dilaver, Avrupa’daki düşük büyümenin Türkiye için önem taşıdığını, ihracatın büyük bölümünün Avrupa pazarına yapıldığını ve küresel yavaşlamanın ihracat üzerinde baskı oluşturabileceğini ifade etti.
ABD ekonomisinin doların rezerv para birimi olma, teknoloji üstünlüğü ve enerji ihracatçılığı avantajlarına sahip olduğunu söyleyen Dilaver, buna karşın toplam kamu borcunun 39 trilyon doları aştığını ve borç faizleri için yapılan yıllık ödemenin 1 trilyon doların üzerinde olduğunu belirtti.
Avrupa’nın verimlilik artışının düşük kaldığını, nüfusun yaşlandığını ve enerji bağımlılığının risk oluşturduğunu vurgulayan Dilaver, Rusya-Ukrayna savaşının sanayi maliyetlerini artırdığını ve bazı sektörlerde Avrupa’nın rekabet gücünün zayıfladığını kaydetti.
Çin’in üretim kapasitesi, elektrikli araç teknolojileri, batarya yatırımları ve kritik minerallerdeki üstünlüğünün küresel rekabette ona avantaj sağladığını ifade etti.
Dilaver, işgücünde ucuzluğun değil akıllı iş gücünün önem kazanacağını, yakın ülke ve dost ülke üretimi yaklaşımlarının öne çıktığını belirterek Türkiye’nin bu yeni düzende Çin’e alternatif olabilecek güçlü ülkelerden biri olduğunu söyledi.
Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve güçlü sanayi altyapısının avantaj olduğunu, Avrupa pazarına yakınlık, lojistik üstünlük ve Gümrük Birliği’nin fırsatlar sunduğunu kaydetti.
Yüksek enflasyon ve finansman maliyetlerinin üretici ve iş dünyası üzerinde baskı oluşturduğunu, kâr marjlarının düştüğünü ve finansmana erişimin zorlaştığını ifade etti.
Dilaver, “Hukuki öngörülebilirlik olmadığı sürece bir yatırımcının gelip Türkiye’de yatırım yapması çok zor” diyerek hukuki öngörülebilirliğin sağlanmasının önemini vurguladı.
Son olarak verimliliği artıracak adımların öncelikli gündem maddeleri arasında olması gerektiğini belirtti.

